Kayıtlar

Yıkılır Bina Yavaşça

Resim
Yıkılır Bina Yavaşça Binaları modern zamanların kotlara yapılmış binalarından biriydi.Etrafa mağrur kendini beğenmiş gözlerle bakıyordu. Her bakışıyla nice fakir evsizin gönlünü yıkıyordu. Dışı muhteşemdi. Ne var ki dışı süslü içi dumandan isli  modern zaman bireylerinden bir şahıs gibi bir varlıktı. Kötü bir kulübede wc mutfak aynı evlerde yaşamaktan iyiydi. Mevsimler değişti. Yaz geçti . Sonbahar bitti . Kış geldi nihayet. Yağmurlar Mersinde az   ama öz yağarlardı. Her bir yağış bir sel gibiydi. Müteahhit binayı yaparken daha çok kazanmak daha az harcamak için temele az harcamıştı. Sürekli yağan yağmurlarda kottaki binanın zemini oldukça yumuşamıştı. Ne Kandilli Rasathanesi ne de dünyadaki diğer deprem araştırma merkezleri dün akşamki müthiş sallantıyı kaydetmişti. Bina bir sağa bir sola eğildi yay gibi  öne doğru eğilmeye meyletti nihayet. Apartman sakinleri doluştular binanın önüne ettiler yöneticiye türlü türlü şikayet. Yönetici Volkan Bey  binanın her tür sorun...

Az Kuru

Resim
Az Kuru Üniversite'ye yeni başlamıştı.  Ekonomik durumu iyi değildi.  Ailesi yeteri kadar para gönderemiyordu.  Mühendislik okuyordu. Çarşıda bir lokantaya girdi; - "Az kuru alabilir miyim? “ dedi. - Lokantacı hali anladı.  Ağzına kadar dolu bir tabak kuru, bir de pilav getirdi. Para ise, sadece az kuru parası aldı. Talebe hergün “az" dedi; lokantacı çoook verdi. Yıllar geçti, okul bitti.  Yıllar daha da geçti.  Talebe zengin bir mühendis oldu. Aklına "az kuru" geldi. Atladı okuduğu şehre gitti.  Çarşıda lokantanın olduğu yere gitti.  Baktı ki lokanta yok.  Hemen esnafa sordu: - "Buradaki lokanta nerede, sahibi nerede? “ Esnaf, - Lokanta kapandı,  amca da az aşağıda oturuyor.  Tarif ettiler. - Talebe gitti evi buldu.  Kapıyı çaldı.  Amca kapıyı açtı. -" Buyurun dedi" - Amca ben yıllar evvel burada okudum.  Hep az istedim,  sen çook verdin. Amca talebeyi hatırlamadı.  O her talebeye öyle yapardı. ...

İyilik Böyle Yapılır

Resim
" İbretlik davranış " Bir hanımefendi anlatıyor : "Biraz fasulye ve biraz pilav alarak bakır bir tepsiye koydum.  Üzerine patlıcan, salatalık ve bir kaç tane kayısı ekledim.... Tam dışarı çıkacaktım ki babam sordu: "- Nereye gidiyorsun kızım ? " "Ninem bunları kimsesiz yaşlı adama götürmemi söyledi" diye cevap verdim. Bunun üzerine babam: "- Şöyle yap.  Mutfaktan bir kaç tabak daha getir.  Her bir şeyi ayrı tabağa koy ve tepsiyi güzelce düzenle.  Yanlarına kaşık, bıçak ve bir bardak su da koy, öyle götür" dedi. Dediklerinin hepsini yaptım ve elimdekileri dedeye götürdüm. Dönünce babama neden böyle yapmamı istediğini sordum.  Babam : "Yemek ikram etmek 'Mal' sadakasıdır.  Bir şeyi düzgün vermek ise 'Gönül' sadakasıdır. Birincisi karnı doyurur; ikincisi ise kalbi doldurur. Birincisi, kimsesiz dedeye, yardım isteyen dilenci hissini verir. İkincisi, yakın bir dost, iyi bir misafir olduğu hissini verir." diye cevap verdi...

MİRAC RİSALESİ İLK NASIL YAZILDI?*

Resim
*MİRAC RİSALESİ İLK NASIL YAZILDI?* _Şamlı Hafız Tevfik anlatıyor:_ Babam vazife ile şam'a tayin olunca, ailemle beraber ben de şam'a gittim. Orada hafız oldum ve yazıyı öğrendim. Babam orada vefat edince, dedem gelerek beni Barla köyüne getirdi. Hemen Büyük Cami'ye müezzin tayin oldum.  Camiin imamı olan imam efendi de Üstâd'ı gıyaben iyi bilirmiş. Üstâd'ın Barla'ya geldiğini ve Yokuşbaşı'ndaki odaya yerleştiğini işitince, imam efendi, bana: *“Ziyaretine gidelim.”* dedi. Birkaç defa ziyaret ettik, fakat hiç konuşmuyordu. Yatağı bir tahta ranzada idi. Duvara asılı bir torbada Kur'ân-ı Kerim vardı. Başka bir kitap görünmüyordu. 

Bir Bakraç Yoğurt

Resim

İŞİN SIRRI

Resim
‎İŞİN SIRRI... ‎Hz. Yakub'a ﷺ Sordular: ‎- Ey nur kalpli ve akıllı ihtiyar!  Lütfen şu işteki sırrı bize anlatın:  Bir koku alıp Yusuf'un Mısır'da olduğunu bildiniz. Peki ne için Yusuf kuyuda iken bilmediniz.?  ‎Hz. Yakup ﷺ şöyle dedi:  ‎- Bizim halimiz şimşeğe benzer. Bir bakarsın görünür, bir bakarsın söner. Bize bir hal gelir, felekleri seyrederiz. Bazen de bastığımız yeri görmez oluruz. Dervişler hep ilk halde kalmış olsalardı her iki alemden de ellerini ve ayaklarını çekerlerdi. ‎[ Kaynak: Sadi Şirazi, Gülistan, s.76 ]