Kayıtlar

Çöp Akımı Karikatürü

Resim
 

İki Aileli Villa Bölüm 1: Müştemilattan İmparatorluğa | Komik Hikaye Serisi

Resim
İki Aileli Villa Bölüm 1: Müştemilattan İmparatorluğa | Komik Hikaye Serisi İki Aileli Villa – Bölüm 1: Müştemilattan İmparatorluğa Giriş: Sıradan Bir Günün Sonu Gaziantep’in biraz dışında, geniş bahçeli, ferah ve huzurlu bir villada Ahmet, Yasin ve babaları İzzet uzun yıllardır sakin bir hayat sürüyordu. Sabah kahvaltıları, akşam çayları ve ara sıra yapılan küçük tartışmalar dışında hayatlarında kayda değer hiçbir kaos yoktu. Her şey olması gerektiği gibiydi. Ta ki o gün kapı çalana kadar. Kapıyı açtıklarında karşılarında Hazar duruyordu. Yanında çocukları, yüzünde derin bir dram ifadesi vardı. “Çocuklarım aç… Ben ortada kaldım… Bana müştemilatta bir yer verin… Ölmeyeyim…” Ahmet ile Yasin kısa bir süre birbirine baktı. İçlerinde bir şüphe oluşmuştu ama merhamet ağır bastı. “Peki,” dediler. Ve o an, hayatlarının en büyük hatasını yaptılar. Gelişme: Müştemilattan Kaosa Hazar müştemilata yerleşti. İlk günler oldukça sessizdi. Hatta o kadar sessizdi ki Ahm...

Metrodaki Kemancı Kim Çıktı?

 Bir kemancı, New York metrosunda 45 dakika boyunca keman çalmış. Bir avuç insan durmuş, birkaçı alkışlamış ve kemancı yaklaşık 30 dolar bahşiş toplamış. Kimse bunu bilmiyormuş ama kemancı, dünyanın en iyi müzisyenlerinden biri olan Joshua Bell’miş. Joshua, o metroda 3,5 milyon dolar değerindeki kemanıyla, şimdiye kadar yazılmış en karmaşık parçalardan birini çalmış. Joshua Bell metroda çalmadan iki gün önce, Boston’daki bir tiyatronun biletleri tükenmiş ve koltukların ortalama fiyatı 100 dolar civarındaymış.

Cimrilikte Sınır Tanımayanlar: Cahiz’den Unutulmaz Bir Misafirlik Hikayesi

Resim
  Cimrinin Misafir Karşılaması  Cimrilikte Sınır Tanımayanlar: Cahiz’den Unutulmaz Bir Misafirlik Hikayesi Edebiyat tarihinin en keskin zekalarından biri olan el-Câhiz , meşhur eseri el-Buḫalâ (Cimriler) ile insan karakterinin en uç noktalarını mizahi bir dille anlatır. İşte insan ilişkileri ve cimrilik üzerine kurulmuş o meşhur diyalog: En Güzel Etin Hikayesi Bir adam, cimriliğiyle meşhur bir dostuna misafir oldu. Misafir gelir gelmez cimri adam oğluna seslenip: “Ey oğlum! Çok değerli bir misafir var. Git bize en güzel etten yarım kilo al.” dedi. Çocuk gitti, bir süre sonra hiçbir şey almadan geri döndü. Babası merakla sordu: “Et nerede?” Çocuk dedi ki: “Kasaba gittim ve: ‘Bize en güzel etinden ver.’ dedim. Kasap: ‘Sana tereyağı gibi bir et vereceğim.’ dedi. Ben de kendi kendime: ‘Madem öyle, neden direkt tereyağı almayayım?’ dedim. Sonra pazara gittim ve: ‘Bize en güzel tereyağından ver.’ dedim. Pazarcı: ‘Sana pekmez gibi bir tereyağı vereceğim.’ dedi. Ben de...

Cemal'in Perhizle Sınanma Macerası

Resim
  Cemal'in "Az Bir Şey" Macerası Doktor Mülayim Bey ve Cemal'in "Az Bir Şey" İmtihanı Cemal, elinde yenebilecek ne varsa midesine indirmeyi hayat felsefesi haline getirmiş biri olarak, şiddetli mide ağrılarıyla Doktor Mülayim Bey’in kapısını çaldığında takvimler geçen ayı gösteriyordu. Mülayim Bey, adı gibi sakin bir tavırla Cemal’in tetkiklerine bakmış ve o meşhur yasaklılar listesini uzatmıştı: "Cemal Bey; yağlı yemek, acı biber, turşu ve asitli içecekler bir süre tamamen yasak. Sıkı bir perhiz yapmazsak bu ağrılar geçmez." Cemal, sanki doktor ona "nefes almayı bırak" demiş gibi mahzun bir tavırla sordu: — Hiç mi hocam? Yani bir dirhem bile mi geçmeyecek boğazımdan? Mülayim Bey, hastasının bu çocuksu üzüntüsüne dayanamayıp hafifçe gülümsedi: — Canım, nefsin körelsin diye tadımlık, az bir şeyden bir şey olmaz tabii. Ama doymak için değil, sadece tadına bakmak...

Yayla Evi mi Altın mı Tartışması

Resim
  Yayla Evi Komedi Mersin’in sıcağı nemle birleşip insanı nefessiz bıraktığı o meşhur Temmuz akşamlarından biriydi. Salih, balkonda atletle oturmuş, vantilatörün önünde serinlemeye çalışırken gözlerini kapatmış, hayalinde Çamlıyayla’nın (Namrun) o buz gibi suyunu ve kekik kokan yayla havasını canlandırıyordı. "Hülya," dedi Salih, sesindeki özlemle. "Hanım, bak bu sene de aşağıda kalırsak vallahi billahi sıcaktan buhar olup uçacağız. Gel şu yayla evini tutalım, mangalı körükleyelim, serin serin yatalım. Ciğerimiz soldu nemden!" Hülya Hanım, elindeki yelpazeyi hızla sallayarak içeri girdi. Ama derdi sıcakla değil, ekonomiyleydi. "Aman Salih, yine başladın yayla diye! Her sene aynı terane. Oraya vereceğimiz kira parası ne kadar biliyor musun sen? Geçen sene sorduğun yer bu sene iki katı olmuş. Ben o parayı dağ başına, börtü böceğe mi yedireceğim?" Salih heyecanla yerinden doğruldu: "Ya ne dağ başı hatun? Namrun diyorum, yayla diyorum! Akşamları hırkayla ...

Mümtaz Amca'nın Sessiz Camisi

Resim
 Mümtaz Amca'nın Sessiz Camisi Mümtaz Amca Bir Huysuz İhtiyarın Trajikomik Hikayesi Mahallemizin camisi, eskiden çocuk sesleriyle çın çın çınlardı. Cuma namazlarında avluda top oynayan, koşuşturan, bazen de içeri dalıp imamın vaazını yarıda kesen minik ayak sesleri... Hepsi Mümtaz Amca'nın "BÜYÜK TEMİZLİK" operasyonuyla tarihe karıştı. Mümtaz Amca, yetmiş beş yaşında, kemikleri sayılan, burnunun ucunda kalın gözlükleriyle dünyaya öfkeyle bakan bir adamdı. Emekli olduktan sonra tek işi camiyi "korumak" olmuştu. Koruma derken, camiyi çocuklardan korumaktı bahsedilen. O kader günü hatırlıyorum. Ramazan'ın ilk cuması. Avluda top oynayan çocukların sesi caminin içine kadar giriyordu. Mümtaz Amca, namaz öncesi abdest alırken pencereden dışarıyı gördü. Gözleri irileşti. Burnunun kanatları hızla inip kalkmaya başladı. Abdestini yarım bıraktı, terliğini giyemeden avluya fırladı. "HEY! SİZ! ŞU TOPU İNDİRİN ŞURADAN!" Çocuklar donakaldı. Top yuvarlanıp Müm...