Mümtaz Amca'nın Sessiz Camisi

 Mümtaz Amca'nın Sessiz Camisi

Mümtaz Amca


Bir Huysuz İhtiyarın Trajikomik Hikayesi


Mahallemizin camisi, eskiden çocuk sesleriyle çın çın çınlardı. Cuma namazlarında avluda top oynayan, koşuşturan, bazen de içeri dalıp imamın vaazını yarıda kesen minik ayak sesleri... Hepsi Mümtaz Amca'nın "BÜYÜK TEMİZLİK" operasyonuyla tarihe karıştı.


Mümtaz Amca, yetmiş beş yaşında, kemikleri sayılan, burnunun ucunda kalın gözlükleriyle dünyaya öfkeyle bakan bir adamdı. Emekli olduktan sonra tek işi camiyi "korumak" olmuştu. Koruma derken, camiyi çocuklardan korumaktı bahsedilen.


O kader günü hatırlıyorum. Ramazan'ın ilk cuması. Avluda top oynayan çocukların sesi caminin içine kadar giriyordu. Mümtaz Amca, namaz öncesi abdest alırken pencereden dışarıyı gördü. Gözleri irileşti. Burnunun kanatları hızla inip kalkmaya başladı. Abdestini yarım bıraktı, terliğini giyemeden avluya fırladı.


"HEY! SİZ! ŞU TOPU İNDİRİN ŞURADAN!"


Çocuklar donakaldı. Top yuvarlanıp Mümtaz Amca'nın ayağının dibinde durdu. O, topu aldı, avlunun en uzak köşesine fırlattı. Sonra ellerini beline koydu, boynunu ileri uzatarak – tıpkı öfkeli bir devekuşu gibi – bağırmaya başladı:


"BU CAMİ! BU CAMİ MESCİT! OYUN ALANI DEĞİL! BURASI SİZİN BABANIZIN EVİ Mİ? HANİ SAYGI? HANİ EDEP? HANİ AHLAK?"


Çocuklardan en küçüğü, belki de sekiz yaşında, ağlamaya başladı. Diğerleri kaçıştı. Mümtaz Amca arkalarından bağırmayı sürdürdü: "KAÇIN! KAÇIN! BİR DAHA GÖRMEYİM BURADA SİZİ! CAMİYE AYAK BASMAYIN!"


O günden sonra avlu sessizleşti. İlk hafta Mümtaz Amca zafer kazanmış gibi hissetti. Cami "huzur"a kavuşmuştu. İkinci hafta rahat bir nefes aldı. Üçüncü hafta... garip bir sessizlik başladı. Dördüncü hafta Mümtaz Amca, namaz öncesi avluya çıktı. Kimse yoktu. Sadece rüzgarın savurduğu bir kağıt parçası süzülüyordu.


İlk şikayetini o zaman duydum. Cemaatle selamlaşırken, Mümtaz Amca imama yaklaştı. Sesini alçalttı ama duyuluyordu:


"Hoca Efendi, bu çocuklar niye gelmiyor artık camiye? Eskiden cıvıl cıvıldı burası. Şimdi bak, ıssız gibi. Gençlik kayıp gidiyor, hoca efendi. Bu nesil camiden uzaklaşıyor. Vay benim ümmetimin haline!"


İmam, tebessüm etmeye çalıştı. Mümtaz Amca anlamadı.


Haftalar geçti. Şikayetler büyüdü. Kahvede, bakkalda, cami çıkışında herkese anlatıyordu durumu:


"Biliyor musunuz, çocuklar telefonla, tabletlerle büyüyor. Camiye adım atmıyorlar. Bizim zamanımızda cami avlusunda koşardık. Şimdi bak, bomboş. Bu milletin geleceği kararıyor, kararıyor!"


Bir gün cami derneği toplantısı vardı. Mümtaz Amca ayağa kalktı. Titreyen sesiyle, gözleri yaşararak konuştu:


"Bu camiyi emanet aldık biz. Ama çocuklar gelmiyor. Niye gelmiyor? Anne babaları göndermiyor herhalde. Teknoloji mahvetti bunları. Hepsi oyun bağımlısı. Camiye gelseler, biraz Kur'an okusalar, namaz kılsalar..."


Salondaki yaşlılar başlarını salladı. "Evet, evet," dediler. "Bu çocuklar mahvoldu." Kimse Mümtaz Amca'ya bakmadı. Kimse hatırlatmadı.


Ama ben hatırlıyorum.


Hatırlıyorum o kader gününü. Hatırlıyorum topu havada uçuran eli. Hatırlıyorum "BİR DAHA GÖRMEYİM BURADA SİZİ!" diye avazı çıktığı kadar bağıran sesi. Hatırlıyorum kaçan çocukların arkalarında bıraktığı sessizliği.


Geçen hafta camiye gittim. Cuma namazı. Avlu yine boştu. Mümtaz Amca, yine kapının önünde durmuş, yoldan geçen çocuklara bakıyordu. Gözlerinde garip bir hüzün vardı. Yanından geçerken duydum, kendi kendine mırıldanıyordu:


"Gelseler bari... sesleri olsa bari... ne yapacaklarsa yapsınlar, gelseler bari..."


Topu havaya kaldıran elleri, şimdi boşluğa uzanıyordu. Huysuz ihtiyar Mümtaz Amca, kendi kazdığı sessizliğin içinde, çocuk seslerinin hayaliyle yaşlanıyordu.


Ve kimse ona söylemiyordu.


Kimse söylemiyordu ki o sessizliğin adı Mümtaz Amca'ydı.


---


Son.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Helal Mal Kaybolmaz

Memati, Mazlum ve Masum: Cenevre’den Depoya İnsan Hakları