Yayla Evi Komedi Mersin’in sıcağı nemle birleşip insanı nefessiz bıraktığı o meşhur Temmuz akşamlarından biriydi. Salih, balkonda atletle oturmuş, vantilatörün önünde serinlemeye çalışırken gözlerini kapatmış, hayalinde Çamlıyayla’nın (Namrun) o buz gibi suyunu ve kekik kokan yayla havasını canlandırıyordı. "Hülya," dedi Salih, sesindeki özlemle. "Hanım, bak bu sene de aşağıda kalırsak vallahi billahi sıcaktan buhar olup uçacağız. Gel şu yayla evini tutalım, mangalı körükleyelim, serin serin yatalım. Ciğerimiz soldu nemden!" Hülya Hanım, elindeki yelpazeyi hızla sallayarak içeri girdi. Ama derdi sıcakla değil, ekonomiyleydi. "Aman Salih, yine başladın yayla diye! Her sene aynı terane. Oraya vereceğimiz kira parası ne kadar biliyor musun sen? Geçen sene sorduğun yer bu sene iki katı olmuş. Ben o parayı dağ başına, börtü böceğe mi yedireceğim?" Salih heyecanla yerinden doğruldu: "Ya ne dağ başı hatun? Namrun diyorum, yayla diyorum! Akşamları hırkayla ...