Kayıtlar

Kayserili ve Yahudi

Bir zamanlar Kayseri'ye bir Yahudi gelmiş. Adı da Moiz imiş. Ticaret yapmak için çarşıda bir dükkan tutmuş. Komşularına sormuş;  “Bu çarşıda en çok kimden çekinmeliyim?” diye. Tüccarlardan biri, bir kaç dükkan ötesini göstererek; “Bak, orada bir İhsan Ağa var, ona git. Lakin onun yanına desturla yanaş" demiş. Moiz, İhsan Ağa'nın yanına gitmiş. Bakmış ki İhsan Ağa'nın dükkanı bomboş.. "Ne iş yaparsın İhsan Ağa?" “Her şeyi alıp satarım” “O da ne demek İhsan Ağa?” “Mesela, kabul edersen senin dişlerini satın alırım” “Olur mu hiç öyle şey!” “Neden olmasın? Dişlerine 10 altın veririm. Ömrünün sonuna kadar ağzında kalsın, öldükten sonra da benim olsun” Moiz içinden; “Bu saf adama mı kurnaz diyorlar?” diye gülmüş. "İyi ki Kayseri'ye gelmişim. Çok güzel paralar kazanırım" diye içinden geçirerek; "Kabul, ver 10 altını” demiş. Aradan bir kaç gün geçmiş. İhsan Ağa yanında iki üç kişiyle Moiz'in dükkanına gelmiş. “Dişlerine müşteri çıktı. Malı görm...

İmam-ı Azamın Feraseti

Resim
Ebu Yusuf hz. anlatıyor: “Babam İbrahim vefat ettiğinde küçük bir çocuktum. Bana annem bakıyordu. Çalışmam için beni bir çamaşır yıkayıcısının yanına verdi. Ben ise onu bırakıp Ebû Hanîfe’nin ilim halkasına gidip onu dinliyordum. Annem de benim arkamdan halkaya gelir, elimden tutup beni çamaşırcının yanına götürürdü.  Ebû Hanîfe benim ilim halkasına gelip gittiğimi ve ilim öğrenmeye ne kadar hevesli olduğumu gördüğü için benimle özel olarak ilgilenirdi. Ben böylece devamlı çamaşırcının yanından ilim halkasına kaçmaya devam edince bir gün annem Ebû Hanîfe’ye şöyle dedi: “Bu çocuğu sen bozuyorsun. Bu, hiçbir şeyi olmayan yetim bir çocuktur. Ben bu çocuğa yün eğirerek kazandığım parayla bakıyorum. Onu çamaşırcının yanına gönderiyorum ki gidip kendisi için bir dânık para kazansın.” Ebû Hanîfe şöyle dedi: “Be hey kadın! Çocuğuna söyle de şu mecliste ilim öğrensin. Eğer bunu yaparsa bir gün fıstık yağına bandıra bandıra karadut peltesi yer.” Bunun üzerine annem Ebû Hanîfe’nin...

İmamı Azamın Musibete ve Nimete Karşı Hali

Resim
İmam-ı Azâm Ebu Hanife Hazretleri (rahmetullahi aleyh), ilmi faaliyetleri yanında ticaretle de meşgul zengin bir zât idi... Gündüz öğlene kadar mescidde talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticaret ile uğraşırdı. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısına gelip; "Ya İmam! Gemin batmış" dedi. Büyük imam bir an için durduktan sonra; "Elhamdülillah" deyip dersine devam etti... Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip; "Ya İmam! Bir yanlışlık olmuş, batan gemi sizin değilmiş." dedi. İmam-ı Azâm Hazretleri yine; "Elhamdülillah" buyurdular. Haberi getiren adam hayretle; "Ya İmam! Gemin battı dedik elhamdülillah dediniz, batan geminin sizinki olmadığını söyleyince de elhamdülillah dediniz hikmeti ne ola ki?" Büyük İmam buyurdu ki; "Sen gemin battı deyince kalbimi yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle hamdettim. Batan geminin benimki olmadığı habe...

Yoğurtçu ve Ermiş

Resim
  Ermişler, ihtiyacı olmasa bile yüksek fiyatlarla fakir insanlardan basit ürünler satın alır,bazen onlar için gereksiz şeyler alırdı fazladan para öderler. -"Neden böyle yapıyorsun.?" diye sorulduğunda şöyle cevap verirler: -" Bu, insanların onurunu kırmadan, yapılan yardımdır. YOĞURTÇU Osmanlı’da havanın aşırı soğuk olduğu bir günde, ermiş bir zat dışarıyı seyrediyormuş. Yoğurtçunun sesini duyup, hanımına “kap getir yoğurt alayım” der. Hanım “yoğurt var. İhtiyacımız yok” deyince, Mübarek de “Bizim ihtiyacımız yok ama yoğurtçunun ihtiyacı var ki bu soğukta sokaktan üçüncü geçişi…” der…

Behlül Dana ve Harun Reşit Koyunların Bacakları Meselesi

Resim
  Behlül Dânâ Hz. yaşadığı şehirdeki çarşı esnafına yumuşak dille çeşitli nasihatlerde bulunur dururmuş.  Çarşı esnafı bundan rahatsız olmuş. Halife Harun Reşid'e giderek şikayette bulunmuşlar. — Bize karışmasın, günah da bizim, sevap da bizim. Ona ne? Her koyun kendi bacağından asılır, demişler. Harun Reşid de Behlül Dânâ Hz.'ni çağırıp olanları anlatmış. Bir daha onların işine karışmamasını istemiş. Behlül Dânâ Hz. hiç cevap vermemiş. Doğruca kasaba gidip yeni kesilmiş, parçalanmamış bütün bir koyun alarak çarşının ortasına asmış. Çarşı esnafı buna bir anlam verememiş. "Delidir, ne yapsa yeridir" diyerek görmezden gelmiş. Günler geçtikçe koyundan pis kokular gelmeye başlamış. İyice rahatsız olunca gene Harun Reşid'e giderek şikayetçi olmuşlar: — Behlül çarşının ortasına koyunu astı. Koyun koktu. Kokudan duramıyoruz demişler. Harun Reşid çok meraklanmış. Hemen çağırtıp nedenini sormuş. Behlül Hz. — Aman Efendim, demiş. Kime ne zararı var hayvanın? Ken...

Yıkılır Bina Yavaşça

Resim
Yıkılır Bina Yavaşça Binaları modern zamanların kotlara yapılmış binalarından biriydi.Etrafa mağrur kendini beğenmiş gözlerle bakıyordu. Her bakışıyla nice fakir evsizin gönlünü yıkıyordu. Dışı muhteşemdi. Ne var ki dışı süslü içi dumandan isli  modern zaman bireylerinden bir şahıs gibi bir varlıktı. Kötü bir kulübede wc mutfak aynı evlerde yaşamaktan iyiydi. Mevsimler değişti. Yaz geçti . Sonbahar bitti . Kış geldi nihayet. Yağmurlar Mersinde az   ama öz yağarlardı. Her bir yağış bir sel gibiydi. Müteahhit binayı yaparken daha çok kazanmak daha az harcamak için temele az harcamıştı. Sürekli yağan yağmurlarda kottaki binanın zemini oldukça yumuşamıştı. Ne Kandilli Rasathanesi ne de dünyadaki diğer deprem araştırma merkezleri dün akşamki müthiş sallantıyı kaydetmişti. Bina bir sağa bir sola eğildi yay gibi  öne doğru eğilmeye meyletti nihayet. Apartman sakinleri doluştular binanın önüne ettiler yöneticiye türlü türlü şikayet. Yönetici Volkan Bey  binanın her tür sorun...

Az Kuru

Resim
Az Kuru Üniversite'ye yeni başlamıştı.  Ekonomik durumu iyi değildi.  Ailesi yeteri kadar para gönderemiyordu.  Mühendislik okuyordu. Çarşıda bir lokantaya girdi; - "Az kuru alabilir miyim? “ dedi. - Lokantacı hali anladı.  Ağzına kadar dolu bir tabak kuru, bir de pilav getirdi. Para ise, sadece az kuru parası aldı. Talebe hergün “az" dedi; lokantacı çoook verdi. Yıllar geçti, okul bitti.  Yıllar daha da geçti.  Talebe zengin bir mühendis oldu. Aklına "az kuru" geldi. Atladı okuduğu şehre gitti.  Çarşıda lokantanın olduğu yere gitti.  Baktı ki lokanta yok.  Hemen esnafa sordu: - "Buradaki lokanta nerede, sahibi nerede? “ Esnaf, - Lokanta kapandı,  amca da az aşağıda oturuyor.  Tarif ettiler. - Talebe gitti evi buldu.  Kapıyı çaldı.  Amca kapıyı açtı. -" Buyurun dedi" - Amca ben yıllar evvel burada okudum.  Hep az istedim,  sen çook verdin. Amca talebeyi hatırlamadı.  O her talebeye öyle yapardı. ...